Kişisel Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2016 Cuma

Kişisel Bloglarda Başarı Nedir, Ne Değildir?

Kişisel Bloglarda Başarı Nedir, Ne Değildir?

Kişisel blog yazarlarını ilgilendiren bu konuya değinmek ve fikirlerimi sizlerle paylaşmak adına yazıma devam ediyorum. Eminim ki birçok kişi blog üzerindeki "başarı" kavramını yanlış tanımlıyor ve ona göre hareket ediyor. İlk olarak şunu belirteyim; 

Başarı tek tarafın faydalanacağı bir şey değildir. Kişisel bloglarda asıl başarı, hem blog yazarının hem de blogu takip eden kişilerin faydalanmasıdır. Merak etmeyin, örneklerle demek istediğimi daha açık bir şekilde sizlere aktaracağım. Bu arada yazdıklarımı kabul etmeyebilirsiniz, ben yine de fikirlerimi yazmaktan çekinmeyeceğim.

İlk olarak başarı, Alexa sıralamasında üst sıralarda olmak değildir. Kimilerine göre yanlış bir algı oluşturuyor ve Alexa verisine göre kendisinin ya da diğer blog yazarlarının durumunu başarı ya da başarısızlık olarak nitelendiriyor. Başta forumlar olmak üzere birçok yerde böyle düşünceler içerisinde olan kişiler ile karşılaşmak olası. Alexa yalnızca kendi kafasına göre web sitelerini sıralayan bağımsız bir şirket. Kime ve neye göre sıraladığı meçhul.

Başarı, Google'da ilk sıralarda bulunmak değildir. Şöyle söyleyeyim; size Google'da ilk sırada olan bir site verseler ve ne size ne de başkalarına faydası olmayacaksa ne yapasınız ki bu siteyi? Ya da diğer kulanıcılar ne yapsın? Bu arada ilk sıraya yerleştikten sonra ise bir garantisi yok ki! Birçok SEO ayarlamaları ve taktikler ile boş bir blogu bile ilk sıralara çıkarmak mümkün. Her neyse anlatmak istediğimi anladınız siz.

Başarı, yazılarınıza tonlarca yorum gelmesi değildir. Yorum sadece diğer kullanıcıların yazınız hakkında olan bir fikridir. Ha demiyorum ki, yorumlar değersiz bir şey. Tabi ki değerli ama sayısının az ya da çok olması, başarı ya da başarısızlık değildir. Bu sebeple üzülmeye ya da sevinmeye gerek yok. Başarı bilmem ne değildir diye paragraflarca yazı yazabilirim fakat, yazıyı uzatıp sizi de sıkmayayım ve kendimce kişisel bloglarda başarının ne olduğuna kısaca değineyim.

Bana göre kişisel bloglarda başarı, yukarıda dediğim gibi hem yazarın hem de ziyaretçinin faydalanacağı bir şekilde olmalı. Bir bilgilendirici yazınız olsun ve bununla beraber Google ya da Alexa sıralamalarınız yukarılarda olsun. Fakat bu yazınızdan kimse faydalanmasın hiç iyi olur mu? Tabi ki olmaz.

Fakat son sırada bile olsanız, yazdığınız yazıdan bir kişi bile faydalandığında asıl başarıya ulaşmışsınız demektir. Önemli olan ziyaretçinin faydalanması. Ha ziyaretçi demişken şunu da söyleyeyim; ziyaretçiden daha çok takipçi önemlidir aslında. 100 tane ziyaretçiniz olacağına 10 tane takipçiniz olsun daha iyi. Neden mi? Ziyaretçi bir kez gelir, çeker gider. Fakat takipçi öyle midir? Sık sık blogunuza göz atar, sayfaları tek tek dolaşır, "Bakalım bu gün ne yazmış?" düşüncesiyle tekrar tekrar blogunuza bakar. Adı üstünde takipçi! 

Yazılarla beraber insanlara faydalı bir şeyler aktardığımızda bizler de kazanım elde edebiliyoruz. Bu kazanım kavramını, kimileri para olarak algılayabilir, kimileri ise insanlara vermiş olduğu bilgiler sonucu mutluluk hissiyatı olarak da algılayabilir. Kim nasıl isterse! İnsanlara faydalı bilgiler aktarmanın sonucunda, birilerine bir şeyler öğretmenin mutluluğu ve okuyanın da bir şeyler öğrenmesi sizce de başarı değil midir?

11 Eylül 2016 Pazar

Yaz Tatilim Nasıl Mı Geçti?


Tabi ki sıradan, başka bir seçenek olabilir miyki? Benim tatillerim her zaman sıradan geçer ve bu durumu hem buradaki yazıdan hem de (yazabilirsem) bir sonraki "Yaz Tatilim Nasıl Mı Geçti?" yazımdan anlayabileceksiniz.

Zaten okullar kapanmadan 1 ay öncesine kadar tatil moduna yavaş yavaş girmeye başlamıştık işte. Arkadaşlarla beraber Counter Strike 1.6 oynamaya gidiyor ve bunu birçok kez tekrarlıyorduk son günlerde. Okul kapanmadan 2 hafta öncesi ise artık tatil adeta "Ben geldim!" diyerek geldi ve benim için eve çekilme aşaması başladı. Bildiğiniz üzere de Ramazan Ayı'ydı ve günlerim oruçlu bir şekilde geçiyordu. 

İşte bu zamanlarda gecem gündüz, gündüzüm ise gecem olmuştu. PC ve uyumak dışında sadece oruç tutuyordum. Bu arada aklımda da YGS'ye çalışma düşünceleri vardı. Ramazandan sonra çalışmayı düşünüyordum fakat işler istediğim gibi gitmedi. Bir türlü çalışamadım ve hep erteledim. Erteledikçe erteleme devam etti ve birkaç gün çalışma haricinde hiçbir aşama kaydedemedim.

Sadece bir kez bir etkinliğim oldu. O da kuzenlerimle birlikte Edirne de bulunan Erikli Sahili'ne gitmek ve oradaki denize girmek. Gece yola çıktık ve sabah erken saatlerde oradaydık. Günün akşamına kadar denizde bolca vakit geçirip eğlendik işte, bu yani (bu arada yüzme bilmiyorum, suda dolandım işte).

Bunun dışında günlerim hep evde geçti ve bir kez olsun gezmedim bile (pek de sevmem zaten). PC, yemek ve uyumak benim her zamanki gibi altın üçlüm oldu.  Bir ara canım PC'm bozuldu ve bir hafta boyunca PC olmadan geçirdim. E tabi onun yerine de mobil cihazımı kullanmaktan kaçınmadım. Günlerim aynı monotonlukta devam ederken yaklaşık bir ay öncesi bir işe başladım ve hayatım uyumak ve işe gitme monotonluğunda devam etti.

Aksilik bu ya, bir on kadar öncesi mobil cihazım bozuldu ve garantiye gönderdim. Yorumları yanıtlayamama ve yazıları paylaşamama durumlarım bu sebeptendi. İşten geriye zaman kalmıyordu ve zamanım sadece uyumaya yetiyordu. Yine bir aksilik olarak geçen hafta hastalandım ve bu hastalık 5 gün boyunca devam etti. Bu sebeple de blog ortamından bayağı bir uzak kaldım. 

Bu gün ise Kurban Bayramı ve tatilim bu güne kadar sıradan geçti. Bayram sırasında da sıradan geçecek ve hiç bir şey değişmeyecek, bu kaçınılmaz bir gerçek benim için. Aksilikler de bir peşimi bırakmadı be! PC ve telefonum bozuldu, hastalandım, planladığım şeyler olmadı, blog ortamından da uzak kaldım vs. Öğrendiniz artık, sıradan bir hayatı olan sıradan birisiyim ben. Yani fazla bir aksiyonum yok.

Son Sözler

Öncelikle yorumunu yanıtlayamadığım ve geç yanıtladığım kim varsa buradan özür diliyorum. Yazımı da okuduğunuz gibi, aksilikler peşimi bırakmadı. Sıradan bir şekilde tatilimi geçirdim ve şu anda da geçiriyorum. Peki sizlerin tatili nasıl geçti? Neler yaptınız? Yorum bölümünde belirtebilirsiniz.


7 Eylül 2016 Çarşamba

Hayatımız ve Düşüncelerimiz Bir Video ile Değişir Mi?

Hayatımız ve Düşüncelerimiz Bir Video ile Değişir Mi?

Değişir, hem de bal gibi. Geçenlerde tam olarak şu yazımda tavsiyeler istemiştim ve bunun üzerine +Uğur KAYA yorum olarak bir video linkini izlemem için atmış ve ben de hemen izlemeye koyulmuştum. O video gerçekten de benim bütün hücrelerime işledi ve bir anda daha önce düşünmediğim düşünceler içerisine girdim. Peki bunu faaliyete geçirdim mi? Kısmen. Bana faydası oldu mu? Fazlasıyla. Daha sonra ise kanalın diğer videolarını izleyerek anında abone oldum ve Youtube'da şimdiye dek ne kadar fazla zaman israf ettiğimi anladım. Ayrıca, çok fazla  gereksiz videolar arasından bunlar gibi faydalı videoları bulamadığımızı da.

Aslında ben sorunun cevabını vermekten daha çok bu mükemmel videoyu ve kanalı ele alacağım. Böylece cevaba sizler de karar verebilirsiniz. Yazıya devam etmeden öncesi videoyu göndereyim ben. Sizler de videoyu izledikten sonra yazıya devam edersiniz.



Umarım ki videoyu izlemiş ve yazımı okumaya devam ediyorsunuzdur. Sizler de fark ettiniz değil mi? Ne müthiş bir diksiyon, kulağa hoş gelen bir ses tonu, video için harcanmış bir ton emek ve aklımızdan asla çıkmayacak nasihatler. Kiminize göre bir abi, kiminize göre bir arkadaş, kiminize göre ise bir kardeştir Barış Abi. Youtube kanalında bu tip videolardan onlarca bulabilirsiniz. Neredeyse her telden bir şeyler var.

Her neyse benim fikirlerim, az önce tam yukarıda paylaştığım video sayesinde daha iyi olmaya başladı. Örneğin, videodan sonra kendime bir yazı programı yapmıştım. Bu yazı programı, kişisel blogumda paylaşacağım yazılar ve kategorileri ile ilgiliydi. Yani salı günleri Android, perşembe günleri Blogger ve cumartesi günleri ise kişisel konuları içeren yazılar yazacaktım. Hemen faaliyete geçirdim ve ilk hafta tam da istediğim gibi düzenli olarak içeriklerimi girdim. Sonrası iş, hastalık, yorgunluk, yoğunluk derken bırakın içerik girmeyi, yorumları(nızı) bile cevaplayamadım. Ama şunu söyleyebilirim ki bu 7 dakika 45 saniyelik video düşüncelerimizi değiştirmeye yeter. Hem düşüncelerimiz de hayatımızı etkiler, öyle değil mi? Tek kelimeyle mükemmel bir motivasyon videosu.

Son Sözler

Demek ki Youtube'da kaliteli videolar paylaşan insanlar bitmemiş. Sizleri bilmem ama açıkçası ben etkilendim. Bakın az daha unutuyordum. Eğer videoyu izlediyseniz, bir takvimden bahsediyordu Barış Abi. Belki indirip kullanırsınız diye indirme linkini hemen şuraya bırakıyorum. Ben bu takvimden bi 5 tane kadar çıkarttım. Farklı şeyler için kullanacağım işte, gayet kullanışlı da. İsterseniz bir Youtube kanalındaki videolara da bakın, dikkatinizi çekecektir.

Peki bu yazım hakkındaki düşünceleriniz nelerdir, beğendiniz mi? Sizce de videolar düşüncelerimizi ve hayatımızı etkiler mi?

26 Ağustos 2016 Cuma

Blogger'dan Beklentilerim


Vaktimizin çoğunu bu lanet olası platformda harcadığımızdan, insanın ister istemez birkaç beklentisi oluyor. Benim ya da diğer kullanıcıların aklına geliyor da bir sizin mi aklınıza gelmiyor, yoksa önemsemiyor musunuz? Azcık ucundan ilgilenseniz diyorum sayın Google Bey Amca. Burada bir şeyler zırvalayacağım işte, bakalım siz bu yazıyı okuyanlar olarak ne düşüneceksiniz?

Tasarım Değişikliği


Blogger'dan Beklentilerim

Yani mobil uygulamaların olsun, web araçların olsun bas bas bağırıyorsun be Material Design diye. Yayınladığın her uygulamada kullanıyorsun ama Blogger'a gelince yok! Olmaz böyle bu işe bir çare bulun ve Material'ı acilen bu Blogger'a getirin. En azından insanın içi açılır Blogger'da gezinirken. Bu arada bunun üzerinde bir çalışmanız varsa sorun yok ama ben sizlerin çalışma içerisinde olduğunuza da inanmıyorum, her neyse! Yapın artık şu tasarımı!

Mobil Uygulama


Blogger'dan Beklentilerim

Bu konuda sadece isyan eden ben değilim, değil mi? Kesinlikle blog yazarları olarak hem fikiriz sanırım. Sen koskoca Google, bir mobil uygulama yapma. Hem de Dünya'da milyonlarca kullanılan bir platformun, gerçekten ayıp ha yaptığınız.

Azcık Wordpress'e bakın da nasıl uygulama yapıldığını öğrenin. Şimdi sizler "Google'ın yayınladığı Blogger uygulaması var." diyeceksiniz. Evet var, hiç bir işe yaramayan ve görünümü tarihten kalma bir uygulama... Google'a "blogger apk" yazıp ararsanız bulursunuz zaten. 

Demem o ki, hem kendisi için hem de bizler için Google adam akıllı bir mobil uygulama yapmalıdır.

Çevrimiçi Şablonlarda Değişiklik


Blogger'dan Beklentilerim

Acaba biz hangi tarihteyiz? 2000'lerin başında mıyız da sizler bu dandik şablonları kullanmamız için sunuyorsunuz. Bir Wordpress'e bakın bir de kendinize. Hem teknik bilgisi olmayanlar ne yapacak? Sizlerin hiç de hoş olmayan şablonlarınıza esir mi kalacaklar? Koyun 100-200 şablon da herkes faydalansın. 

Burada tema yüklemeyi bilmeyenler, kodları görünce korkanlar, ya da konu hakkında bilgisi olmayan birçok kişi var. Kolaylık sağlarsınız yani çok mu şey?

Eklenti Desteği


Blogger'dan Beklentilerim

Tamam belki Wordpress'e özeniyorum ama haklı değil miyim? Wordpress'deki Yoast eklentisi gibi onlarca eklentiniz olsa fena mı olurdu? Kullanıcılar için hiç de kolaylık sağlamıyorsunuz ama siz. Azıcık yenilik getirin şu platforma da canımızı sıkmayın, yoksa blogu Wordpress'e taşırım he. (Evet tehtid ediyorum.)


(Bonus) Kullanıcıların Blogunu Bırakmaması


Blogger'dan Beklentilerim

Bu başlık tam olarak Blogger platformuyla ilgili değil ama yine de bir beklentim olarak yazmak istedim. Birçok kişi kafasına estiği gibi blog açıyor (açın tabi ki). Fakat bir süre sonra ya kaldırıyor ya da bir daha suratına bile bakmıyor. Daha sonra da ortada bir çöplük gibi kalıyor ve adı da "çöp blog" oluyor. 

Yav neden böyle yapıyorsunuz ki? Hem emekleriniz boşa gidiyor hem de insanları blogdan soğutuyorsunuz. Amacınız ne ki sizin? Bu arada yeni blog açanlara da söylüyorum, sakın ola ki bırakmayın. Devam ettirin ve hobi haline getirin. Hem siz kazanın hem de biz kazanalım.


Son Sözler


Sizlere Blogger'dan beklentilerimi aktardım. Tabi, burada Wordpress ile karşılaştırma yapıp eksikliklerini dile getirdim. Belki de şikayetçi olacaksınız ama şimdiki zamanda kim kime özenmiyor ki. Facebook bile kendisinden sonra çıkan Twitter'a özenmiyor değil. Hem Google olmasa Wordpress olmazdı değil mi? 

Bonus olarak yazdığım şey ise çok önemli. Yapmayın, etmeyin. Açtıysanız bir blog devamını getirin. Her neyse sizlerin daha farklı beklentileri var mı? Fikirlerinizi yorum bölümünde belirtebilirsiniz. Bu arada bir çılgınlık yapıp,  resmi Google ve Blogger hesaplarına etiket göndereceğim. Belki dikkate alırlar (olacağı yok ama, insan bekliyor işte).

Etiket işi yattı, mobilden yazdığımdan dolayı etiket olmuyor, PC'ye geçtiğim bir vakit hallederim.

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Mim #6: Satır Arası Mim

Mim #6: Satır Arası Mim

52 günden beri hiçbir mim yazısı yazmamıştım, bayağı da olmuş be. Zaman ne çabuk geçmiş. Her neyse sağ olsun Emre Bektaş beni başlattığı bir mim yazısında mimlemiş ve ben de çok geçmeden yanıtlamaya karar verdim. Kısa da bir şey zaten. Ayrıca kendisine beni mimlediği için buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Haydi sorulara geçelim mi?

Mim #6: Satır Arası Mim

1. Nasıl blog yazmaya başladınız?

Öncelikle ben sizlere şu yazımı bırakarak soruyu yanıtlayayım. Blog yazmaya bir heves üzerine Android oyun ve uygulamaların APK dosyalarını paylaşmak amacıyla başladım. Açıkçası bende ne bir yetenek ne de blog açma isteği vardı. Birden oldu diyelim.

2. Blogunda daha önce yazmadığın bir tarzda yazacak olsan bu ne olurdu?

Gezi yazısı yazmayı isterdim. Gezip, gördüğüm yerleri (ki ben çok gezen birisi değilim) sizlere aktarmak iyi bir şey olsa gerek. Bakalım gezdiğim zaman onu da düşünürüz. Siz beğenecek misiniz? Orasını bilemem.

3. Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nelerdir?

Başta "İzlediklerim" kategorisi altında bulunan tüm yazıları okumayı severim. Bir de ilgimi çeken dizi veya film olunca tadından yenmiyor. Ayrıca Blogger'a dair tüm konular. Eklenti, tema, ipucu vs. gibi konuları da okumayı severim.

4. Hayatta en çok yapmak istediğin 3 şey nedir?

Valla hiç düşünmedim be. Ama ilk olarak kendime ait bir evim olduğunda içerisini eskiyi andıran eşyalar ile dizayn etmek isterdim. Daha sonra müthiş bir PC sistemi [ledler, ışıklı klavye (Razer Blackwidow Chroma) vs.] isterim. Son olarak da aklıma hiçbir şey gelmiyor ama uyduracağım bir şeyler. Düzenli bir şekilde binlerce film indirip koleksiyon yapmak da son isteğim olurdu.

Mim #6: Satır Arası Mim

Son Sözler

Gördüğünüz üzere çok basit bir şekilde yanıtlanabilen ve her sorusuna bir cümle ile cevap verilebilecek bir mim. Üşengeçler için biçilmiş bir kaftan da denilebilir. Daha ne olsun? Peki sizler bu yazım hakkında neler düşünüyorsunuz, beğendiniz mi?

Kimleri Mimledim?

Hem az çok tanıdığım birkaç kişiye hem de yeni yeni görmeye başladığım birkaç kişiye mimi şutlamak istedim. Tabi cevap vermek zorunda değilsiniz, amacım etkinliğin etkinliğini artırmak. (Nasıl bir cümleyse) Her neyse işte lafı dolandırmayayım ben.


15 Ağustos 2016 Pazartesi

Blogger'la Tanışma, Kişisel Blogumu Açma ve Bu Güne Kadar Getirme Sürecim

Blogger'la Tanışma Kişisel Blogumu Açma ve Bu Güne Kadar Getirme Sürecim

Belki de bu yazıyı uzun yıllar sonra ve başarılı bir blog sahibi olduktan sonra yazmalıydım. Şimdiye nasipmiş ne diyeyim. Bu yazımda sizlere Blogger ile nasıl tanıştığımı, kişisel blogumu nasıl açtığımı, öncesi ve sonrasında neler yaptığımı ve kişisel blogumu bu güne nasıl getirdiğimden bahsedeceğim. Hem kendimden bahsetmiş olurum hem de bazı tavsiyelerde bulunarak düştüğüm hatalara sizin de düşmemenizi öneririm.

  • [message]
    • ##info##  Bilgilendirme
      • Bu yazıyı ortalama 8 dakika içerisinde okumanız mümkün.

Blogger'la Tanışma

Facebook üzerinden bana "Knk şu bloga girip yazılara yorum yapıver" mesajıyla başladı aslında bütün maceram. Neyse işte, blogu ziyaret ettim. Yazıları dahi okumadan "Çok güzel yazı." vb yorumlar yaptım (Allah affetsin). Bloga domain alınmadığından uzantısı blogspot.com idi. Sanki daha önceden aşina olduğum bir uzantı gibime geldi. Her neyse bir kaç gün sonra aklıma bir fikir geldi ve ben kendime bir blog açacaktım. Bu blogda Samsung Galaxy Young adlı cihazın kaldırabileceği oyunların apk dosyalarını paylaşacaktım.

İlk Blogu Açma

Sanki Blogger platformundan blog açıldığını biliyormuşum gibi bir anda blogu açtım. Yüzlerce kişi gelecek düşüncesi içerisinde başka sitelerdeki uygulamaların açıklama metnini kopyala-yapıştır yapıyor ve bunun yanında resimle linkleri de kopyala-yapıştır yapıyordum (Allah bunu da affetsin). Daha sonraları karar değiştirerek dosyaları upload edip, açıklamaları da kendim yazmaya başladım orası ayrı.

Ufak bir ayrıntıyı da atladım, ülkemizde bloglarla uğraşan pek olmaz diye de yazıların İngilizce şeklinde olan açıklamalarını kullanıyordum. Daha sonra beklentim hep yazılarıma yorum gelmesiydi ve o yorum bir türlü gelmiyordu. Çünkü ben koskoca çölde olan bir kum tanesiymiş gibi kendi kendime konuşuyordum diyebilirim. Sonra bir çakallık yaparak, anonim hesap oluşturup kendi bloguma kendim yorum yapıyordum. Sanki başkası yapmış gibi (Ne kadar da zihniyetsiz bir davranış).

Yazılarım okunmuyor, yorum gelmiyor, tıklanma olmuyor ve ben hiçbir şeyden anlamıyordum. Sonra Blogger panelini kurcalayarak Şablon bölümünden düzenleme yapmaya karar verdim. Pek bir bilgim olmadığından Blogger'ın temel şablonlarını deniyor ve arka plan rengini ayarlamaya çalışıyordum. Blogumun eski ve yeni halinin ekran görüntüsünü alıp grup konuşmasına atıyordum ve hangisinin daha iyi olduğunu soruyordum. Bana gelen cevap ise "Olum sadece arka plan rengini değiştirmişsin!" olmuştu.

Tema Arayışları

Bunun üzerine yine ülkemize güvenmeyerek Google'a "Blogger themes" şeklinde bir arama yaptım ve bir siteden herhangi bir beğendiğim temayı indirdim. Temanın nasıl yükleneceğini araştırmadan dosya içerisindeki kodu gerekli yere yapıştırdım. Kendi kendime nasıl yüklendiğini bulduğum için hayret ediyordum ama oldu işte.

Daha sonraları tema arayışlarına devam ettim ve günlerce her gün 5-10 tema olmak kaydı ile temaları tek tek denedim. Hastalık olmuştu sanki. Fakat bir sorun vardı bu temalar İngilizce idi. Bilgim olmadığından İngilizce olarak kullanmaya devam ettim. Tema İngilizce, yazılar Türkçe. Çelişkiye bakar mısınız?

İlk Düzenlemeler

Yine araştırmaya gerek duymadan temaları Türkçe yapmaya karar verdim. Ama nasıl olduğunu bilmediğimden fikir üretmeye başladım ve temada gördüğüm herhangi İngilizce bir kelimeyi arayıp kendimce Türkçesini yazdım ve kaydettim. Bir baktım ki başarılı oldum ve temayı tamamladım.

Bu arada ben tema araştırıp indirmeye devam ediyorum tabi. Mavi tonlarını sevdiğimden mavi renkli temalar indiriyordum. Aylar geçti ve bu renklerin de değişebileceği fikrine kapıldım. Yine araştırmadan etmeden # ile başlayan yerlerin renklerle alakalı bir yer olduğunu anlamıştım. Bir şekilde kendimi renk kodlarının olduğu bir sitede buldum ve renkleri tek tek düzenlemeye karar verdim. Düzenlemeler için neredeyse günümün tamamını harcıyordum. Şimdi fark ettim ki zaman kaybında o sıralar nirvanaya ulaşmışım.

İçerik girmektense temalarla uğraşıyordum ve farklı farklı temalar edinip sil baştan düzenlemelere devam ediyordum. Daha sonradan içerik yazmaya devam ettim ve bir yorum gelir ümidiyle bekledim. Tabi o zamanlar Google+ ve topluluklarından haberim yoktu.

Bırakma Düşünceleri ve Kişisel Blogumu Açma

İyice sıkılmaya ve tamamen bırakmaya karar vermiştim. Sonra farklı farklı bloglar açıyor, önceki yaptıklarımı tekrar ediyordum. Söylemeyi de unuttum ilk blogumu 2014 temmuz ayında açmıştım. Tarih oldu 2015 sonbaharı ve ben hiç ilerleme kaydedememiştim.

En sonunda kendime şu anda bulunmuş olduğunuz kişisel blogumu açtım. İçerikler, temalar, fontlar vs. derken eskisi gibi yine berbat etmiştim. Bu sefer yazılar ile tema arasında uyumsuzluk olduğunu düşünerek, içeriklerimi de silmiştim. Her seferinde böyle yaptığımdan belki de şu an 150-200 içerikle karşınızda olacaktım. Yaz, sil, tema düzenle derken ben hala yorum beklentisi içerisindeydim ve o yorum bir türlü gelmiyordu.

Yeniden Başlayış, Google+ ve GFC ile Tanışma

Aylar geçti ve ben bırakmanın eşiğindeyken adam akıllı bir tema düzenlemeye karar verdim. Sonra silmemek kaydı ile düzenli içerikler yazmaya da karar verdim. Bu kararı faaliyete geçirdiğim zaman ise 1 Ocak 2016 tarihi olmuştu. Hemen ardından Google+ ve topluluklar ile tanıştım. Baktım ki millet burada yazılarını paylaşıyor ben de bir paylaşayım dedim. Çok geçmeden ilk yazımı paylaştım ve Google+ topluluklarında da paylaşarak, diğer yazılarıma odaklandım. İlk kez yorum arayışında değilken, bir de ne göreyim kişisel bloguma yorum gelmiş!

Bayağı sevinmiştim. Daha fazla yazma isteği geldi ve topluluklardan yorumlar gelmeye devam ediyordu. Doğal olarak ben de seveceğim yazıları okuyor ve yorumluyordum. Tek bir eksik vardı, o da GFC kullanmamamdı. Sebebi ise ne işe yaradığını bilmemem ve görüntüyü bozmasıydı. Yine araştırma gereği duymadan ne işe yaradığını yaradığını anlayıp, sanırsam Nisan 2016 tarihinden beri kullanmaya başladım.

Eskisi gibi yapmıyor, yazılarımı tamamen özgün bir şekilde yazıyordum. E tabi doğal olarak karşılığını da alıyordum. Arada ufak tefek sinirlenerek bırakmayı dahi düşündüm ama elim varmadı. Tek düşündüğüm; ziyaretçiler için faydalı olabilecek yazılar yazmak ve yardımcı olabilmekti. Zamanla yazılarıma devam ettim, amacım ise sadece faydalı olmaktı. Bunun yanında zaman zaman kişisel konulara da yer verdim.

Tavsiyeler

Blogger'la Tanışma, Kişisel Blogumu Açma ve Bu Güne Kadar Getirme Sürecim

Öyle böyle bu güne geldim işte. Şimdi de sizlere bu yazıyı yazıyorum. Umarım benim düştüğüm hiçbir hataya düşmezsiniz. Şimdi sizlere yaşadıklarımı da ele alarak birkaç tavsiye vermek istiyorum. Hem yeni blog açacak ya da açmış olanlara rehber olur hem de sizler de bu hatalara düştüyseniz, düzeltme fırsatınız olur.
  • Blogunuzu açarken beklentiniz kesinlikle yorum almak ve para kazanmak olmasın. Sonuç hüsran olacaktır.
  • Yazılarınızda kesinlikle bir cümle olsa bile kopyala-yapıştır yapmayın. Özgün olun ve emek verin. Aksi halde kaldığınız yerde sayıklamaya devam edersiniz.
  • Blogunuzu açtığınızda yapacağınız ilk şey tema seçimi yapmak ve ayarlarınızı düzenlemek olsun. Yoksa ileride çok fazla zaman kaybedersiniz. İleride ise zamanınızı sadece yazı yazmaya harcayın. 
  • Google+ topluluklarını kullanarak diğer Blogger kullanıcıları ile yardımlaşın, iletişim halinde olun. 
  • GFC (İzleyiciler) widget'ını kalıcı olarak blogunuza yerleştirin. Sizin yararınıza olacaktır.
  • Bir blog açtıysanız ve yazılar yazdıysanız, bırakmayı asla ve asla düşünmeyin. Eğer bırakacaksanız zaten hiç açmayın daha iyi. Bir hevesle açılan ve aynı hızda hüsrana uğrayan birçok blog gördüm, sizler yapmayın.

Son Sözler

Öncelikle zaman ayırıp bu sıkıcı ve biraz uzun yazının tamamını okuyup bu satırları da okuyan herkese teşekkür ediyorum. İşte sizlere Blogger serüvenimi bir nebze olsun anlattım. Umarım ki benim düştüğüm hiçbir hataya düşmez, başarılı bir şekilde işlerinizi halledebilirsiniz. 

Şunu da belirtmek istiyorum; bilgisayara geçme fırsatım olmadığından mobilden yazmak zorunda kaldım ve saatlerimi bu yazı için harcadım. Tek isteğim yazıya gelenler tarafından okunmasıydı. 

Sizler eksik bulduğunuz yerleri tamamlayabilir, öğrenmek istediğiniz bir şey olduğunda sorabilir ve tavsiyelere eklemeler de yapabilirsiniz. Peki sizler bu yazım hakkında neler düşünüyorsunuz?Yorum bölümünde belirtebilirsiniz.

11 Ağustos 2016 Perşembe

YGS Süreci ve Bir Türlü Çalışmaya Başlayamamam

YGS Süreci ve Bir Türlü Çalışmaya Başlayamamam

Adını okuduğumda şimdiden ufaktan korktuğum bir sınav olan YGS, neden hayatımızı belirliyor ki? 160 soru ve verilen süre 2 saat 40 dakika, bu da 160 dakika eder. E tabi bu da 9600 saniye eder. 9600 saniye ise 576.000 salise eder. Kısacası sistem hayatımızı bu saliselere, dakikalara, saatlere sığdırıyor ve bizler milyonlarca kişi ile sıralama içerisinde oluyoruz.

Her neyse asıl konuya geleyim ben. Ben ise neredeyse hayatımızı belirleyecek olan bu sınav için bir çalışma yapmadım ve ne yapacağımı da bilmiyorum. Geçenlerde "Az bir derse bakayım." dedim ve gerçekten de ben kitaba kitap da bana baktı. Ne bir çalışma isteği var, ne de dersin benle çalışası var. 

Şurada kalmış bilmem kaç ay, bir şeyler yapmam lazım diye düşünerek sadece bir süre derse odaklanmak istiyorum. Bu yazıyı yazma sebebim de, sizlerden tavsiyelerinizi beklemem. 

11. sınıf olunca, "Bu sene YGS'ye yavaş yavaş çalışmaya başlayayım." dedim, olmadı. Sömestr tatilinden hemen önce birkaç kitap aldım çalışmak için, "İkinci dönem hallederim." dedim, yine olmadı. İkinci dönemin ortalarında da çalışmak istedim fakat yine bir faaliyet gösteremedim. En sonunda bu yaz için çalışırım düşüncesindeydim, sonra Ramazan geldi. Ramazan'dan sonra çalışırım dedim, bayram geldi. Bayramdan sonra çalışırım dedim, istek gelmedi. 

Şurada kalmış kısacık bir süre ve ben hiçbir şey yapmamışım. Şimdiki hedefim yazdan kalan bu kısa süreyi en iyi şekilde değerlendirmek ve düzenli bir şekilde çalışmak. Hatta 1 ay önce kendime bir program hazırlayarak ilk adımı atmıştım, ne büyük bir gelişme ama!

Sizleri bu sıkıcı yazıyla daha fazla boğmak istemiyorum. Benim sizlerden isteğim; nasıl ders çalışabilirim?, yapmam gereken şeyler nedir?, ders çalışma isteği nasıl gelir? gibi sorularımı yanıtlamanız ve tecrübelerinizi benimle paylaşmanızdır. Bu arada İmam Hatip TM bölümünde okuyorum. Tavsiye verirseniz bunu da göz önünde bulundurabilirsiniz. Henüz bir hedef de belirleyemedim, haydi hayırlısı!

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Kişisel Blogumun GetSiteControl Anket Sonuçları

Kişisel Blogumun GetSiteControl Anket Sonuçları

Birçoğunuzun bildiği üzere geçen haftalarda bir "Kişisel blogumu nasıl buldunuz?" sorulu bir anket hazırlamıştım. Toplamda 3 cevap seçeneği vardı ve bu cevapların altında ise seçme sebebinizi yazabileceğiniz bir alan vardı. Sağ olsun birçok kişi iyi-kötü yorumlar yapıp, anketimi cevapladılar. Ben de sizlere bu anket ile ilgili detayları aktaracağım.

"Kişisel blogumu nasıl buldunuz?" sorulu anketin üç cevap seçeneği vardı ve bunlar: "Güzel", "Orta" ve "Kötü" seçenekleriydi. Anketteki toplam oylama sayısı ise "65" (çaktırmayın 2 oy benden, tabiki deneme amaçlı) "Güzel" seçeneğine "53" oy (%81,5), "Orta" seçeneğine "7" oy (10,8), "Kötü" seçeneğine ise "5" oy (7,7) geldi. Toplamda "20" yorumun bulunduğu anketin yorumlarının dağılımı ise şöyle: Güzel seçeneğine "17", Orta seçeneğine "1", Kötü seçeneğine ise "2" yorum geldi.

Anketi 30 Mayıs 2016 tarihinde başlattım ve bir yorum üzerine 10 Temmuz 2016 tarihinde sonlandırdım. Ankete ise Doğu Anadolu bölgesi harici her bölgeden oy gelmiş. 1 oy ise taaaa Avusturya'dan gelmiş. İyi kötü yorumlarınızla, bolca katılımınızla beni mutlu ettiniz diyebilirim. Hatta yorumları paylaşmak istemiyorum, bende kalsın böylece.

Bu arada GetSiteControl adlı platformu da buradan tebrik ediyorum. Günlük ve haftalık olarak anket sonuçlarının istatistiklerini mail olarak gönderdi ve bunu hiç aksatmadı. Hatta GetSiteControl hakkında buradaki yazımda bahsetmiştim, isterseniz bir bakın. Son olarak sizler için naçizane bir infografik yapmaya çalıştım ona da bir göz atabilirsiniz. Genel olarak yukarıdakileri özetledim ama yine de bakın siz.

Peki sizler bu anket ve infografik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kişisel Blogumun GetSiteControl Anket Sonuçları


21 Temmuz 2016 Perşembe

Satın Aldıklarım #1: Sherlock Holmes 1. Cilt

Satın Aldıklarım #1: Sherlock Holmes 1. Cilt

Çok uzun bir aradan sonra geçen hafta satın aldığım bir kitaptan bahsetmek istedim. Fazla kitap alışkanlığım olmadığından bir önceki kitabımı alalı da 5-6 ay olmuştur sanırım. Satın aldığım ilk gün büyük bir heyecanla önsöz ve giriş kısmının birazını okudum ve daha sonra hiç okumadım. 66 sayfa giriş kısmı olur mu be?

Sherlock Holmes kitaplarından başka bir kitaba para vermediğimden dolayı aldığım kitap yine Sherlock Holmes oldu. Benim için her zaman yeri bir başkadır. Sherlock Holmes'de olmasa kitap falan okumazdım diye düşünüyorum. Teşekkürler, Sir Arthur! 

Her neyse fazla uzatmadan kitaba geçeyim ben. 69₺ fiyatı olmasına rağmen D&R üzerinden 46₺+3,99 kargo fiyatına satın aldım. Everest Yayınevi tarafından basılan bu kitap daha doğrusu cilt,  (önsöz ve giriş bölümleri hariç) toplamda 763 sayfa. Yukarıdaki görselden de gördüğünüz üzere mükemmel bir kapağa sahip olan bu cildin giriş kısmı: Önsöz, Giriş, Sherlock Holmes'un Dünyası, Abdülhamid ve Sherlock Holmes kısımlarından oluşuyor.

Sıkıcı bir önsöz ve girişin ardından Sherlock Holmes'un hayatının tüm ayrıntıları anlatılmış, son kısımda ise Abdülhamid ve Sherlock Holmes ilişkisine kısaca değinilmiş. Ardından Sherlock Holmes'un maceraları ve anıları ile karşılaşıyorsunuz. Diğer kitaplardan farklı olarak sayfalarda bulunan bazı anahtar kelimelerin sayfa kenarında açıklama notları bulunuyor. Bence çok güzel bir ayrıntı olmuş. 

Sherlock Holmes 1. Cilt kitabı gerek yazı fontları olsun gerekse renkleri ve içeriği olsun tam bir nostaljik hava katıyor. Sanki polisiye roman değil de bir tarih kitabı okumuş hissi veren bu kitabın sonunda ise Sherlock Holmes'un hayatı ve dönemi hakkında ayrıntılı bir kronoloji bulunuyor. Neredeyse her şeyin düşünüldüğü bu kitabın 2. cildi de mevcut.
Kitap Hakkında
Kitap Adı Sherlock Holmes 1. Cilt
İçeriği Polisiye Roman
Editör Leslies S. Klinger
Çevirmenler Kaya Genç - Berrak Göçer
Yayınevi Everest Yayınevi
Basım Tarihi Mart 2013
Sayfa Sayısı 763

Son Sözler

Bir an önce kitabı bitirdikten sonra yorumu ile beraber tekrardan karşınızda olacağım. Daha sonra ise 2. cildi de alırım herhalde. Kitabı daha önce okuyan varsa ve düşüncelerini yorumda belirtirse çok memnun olurum. Peki sizler bu kitap hakkında ne düşünüyorsunuz?

11 Temmuz 2016 Pazartesi

İzlediklerim #6: 44. Çocuk (Child 44)

İzlediklerim #6: 44. Çocuk (Child 44)

Merhabalar, sizlere iki hafta önce izlediğim ve beğendiğim bir film olan 44. Çocuk filminden bahsedeceğim. Öncelikle belirteyim, IMDB üzerinde düşük puan almış olmasına bakmayın, filmi izlerken sabırla sonunu bekleyin. Bayağı bir durgun film olduğunu söylemekte fayda var.

Filmden kısaca bahsetmek gerekirse, 1952 yılı Sovyetler Birliği Stalin Dönemi'nde geçiyor. Gizemli bir başlangıçtan sonra Leo Demidov adlı yetenekli bir ajan, tren raylarının kenarında çocukları öldüren bir seri katili bulmakla görevlendirilir. İşte bu film Demidov, karısı ve tanıştığı bir komutan ile bu seri katili bulma macerasını, yaşadığı zorlukları ele alıyor.

Fragman


Film Hakkında

Yönetmen: Daniel Espinosa
Vizyon Tarihi: 2015
Süresi: 2 saat 17 dakika
IMDB: 6,4
Başrol Oyuncuları: Tom Hardy, Gary Oldman, Noomi Rapace
İçeriği: Gerilim, Dram, Polisiye

Film Replikleri

Hikayenin fiyatı seyircinin masumluğudur.
Güven ama kontrol et.
Leo başka bir sırrım daha var. Sana aşık oluyorum. 
Gerçeği bulmaya çalışan insanlar ne alır biliyor musun? -terör alır.

Kısaca Film Özeti

Küçük bir çocukken esirgeme kurumundan kaçan Demidov, bir şekilde askerleri bulur ve sığınır. Daha sonra komutan Demidov'a adını biliyor musun? diye sorduktan sonra, senin adın Leo olsun der. Bu gizemli başlangıç sona erer ve Demidov artık emrinde asker olan bir komutan makamına gelmiştir.

Tren raylarının yanında gizemli bir şekilde çocukları öldüren bir seri katil vardır. Çocuklar cinayete kurban gitse de eldeki kanıtlar bunu desteklememektedir. Yine bir gün bu seri katil Demidov'un en yakın silah arkadaşının çocuğunu katletmiştir. Büyük güçler bunun bir trajedik kaza olduğunu söylerler. Fakat ailesi %100 olarak çocuğun cinayete kurban gittiğini düşünüyordu.

Demidov'un silah arkadaşı psikolojik olarak çöktüğünden bir müddet ordudan uzak kalmıştır ve bu işin peşinden ise Demidov gidecektir. Zar zor üst güçlerden izin alarak bu işin peşini bırakmamaya ant içmiştir. İlk etapta pek bir şey bulamamıştır. Daha sonra arkadaşının evini ziyaret ettiğinde arkadaşı, çocuğunun kesinlikle kaza sonucu öldüğünü söylemiş ve bu işin peşini bırakmasını söylemiştir. Peki ne değişmişti birkaç günde? Ah o üst güçler yok mu!

Ama bizim Demidov kesinlikle bu işi sonuçlandırmak istiyordu. Karşısında yüksek rütbeli kişiler olmasına karşın bu işten vazgeçme düşüncesi yoktu. Defalarca uyarı almıştı ama araştırmaya devam ediyordu. Bu araştırma fazla sürmedi ve görevinden alındı. Daha sonra sürgün edilerek şehrin en harabe, en geri kalmış, en pis kasabasına sürgün edildi.

Bu geri kalmış kasabada küçük bir departmanda görev aldı ve aynı cinayetler burada da devam etti. Tıpkı silah arkadaşının çocuğunun ölümü gibi. Sonra Demidov cinayeti araştırmak için buradaki amiri bir şekilde ikna etti ve araştırmalara başladı. Artık günden güne araştırmaları bir yere çıkıyordu. En sonunda bir ipucu buldu ve fabrikaya gitti. Buradaki birkaç araştırmadan sonra gözüne birini kestirdi ve yakalamaya koyuldu. Bir kovalamacanın ardından adamı kıskıvrak yakaladı ve bir sürprizle karşılaştı. Tabiki de her zaman Demidov'u çekemeyen, yoluna taş koyan baş belası olan, karısına göz diken karaktersiz bir asker ile. Bu baş belası asker ile nefes kesen bir kapışmanın ardından son noktayı Demidov'un karısı koyuyor ve bir sopa ile bu askeri öldürüyor. Böylece trajedik sonla film sonlanıyor. Ayrıca Demidov seri katili de öldürerek bi nevi intikam aldı denilebilir.

Kısaca Film Yorumu

Harika bir oyunculuğun olduğu ve bu oyuncunun Tom Hardy olduğu bir filmin IMDB üzerinde 6,4 almasına şaşırdım, daha yüksek alması gerekirdi. Tom Hardy gerçekten neredeyse kusursuz bir oyunculuk sergileyerek filmde ön plana çıktı. Ayrıca Tom Hardy'nin yanında yukarıdaki görselden de gördüğünüz efsane Gary Oldman var. Artık filmin izlenebilirliğini düşünmeye gerek yoktur herhalde.

İzlediklerim #6: 44. Çocuk (Child 44)

Genel olarak film güzeldi fakat beğenmediğim tek şey, filmdeki Demidov'un karısının (Noomi Rapace) rol icabından dolayı mı bilmem ama isteksiz bir şekilde rolünü oynamasıydı. Gören de zorla oynatmışlar sanacak be! Efektler, sesler, kıyafetin döneme uygunluğu, mekanlar bana göre muazzamdı. Beni tek şaşırtan seri katilin sürpriz bir isim olması. En azından askeriyeden tanıdık biri falan olsa idi daha iyi olurdu herhalde.

Son Sözler

Ayrıca bu filmin Tom Rob Smith'in 44. Çocuk adlı romanından uyarlandığını belirteyim. Bu filme 44. Çocuk denmesinin sebebi, seri katilin öldürdüğü 44. ve son çocuğun Demidov'un silah arkadaşının çocuğu olmasıdır. Eğer siz de eski tarihleri anlatan, polisiye, gerilim, dram gibi konuları seviyorsanız kesinlikle izleyin derim. Sayfanın en yukarısından diğer izlediğim filmlere de göz atabilirsiniz.  Diğer sayfaya tıklayarak hem izleyebilir hem de filmi indirebilirsiniz. Eklemek istediklerinizi ekleyebilir, görüşlerinizi yorum olarak bildirebilirsiniz. 

8 Temmuz 2016 Cuma

Kulaklarınızın Pasını Silen Müzisyen: Renato Carosone

Kulaklarınızın Pasını Silen Müzisyen: Renato Carosone

Müzikleri yıllarca Dünya çapında azımsanmayacak bir kitle tarafından dinlenen müzisyen Renato Carosone ve müzikleri hakkında biraz bahsetmek istedim. Ne yazık ki Renato Carosone hakkında Türkçe (bir sözlükteki entry dışında) bir bilgiye erişemedim. Ben de derlediğim bilgileri ve bazı müziklerini sizlere sunuyorum. Belki de müziklerini siz de beğenirsiniz.

Hayatı

Renato Carosone, 1920 senesinde İtalya'nın Napoli şehrinde Dünya'ya gelmiştir. Müzikle küçük yaşlardan beri ilgilenen Renato, Napoli Konservatuarı'nda eğitim aldı ve henüz 17 yaşında diploma sahibi oldu. Daha sonraları Afrika turu grup lideri ile bir sözleşme imzaladı. Addis Ababa kentinde piyanistlik yaptı ve grubuyla beraber başarılı gösterilere imza atarak önemli bir figür haline geldi.

Kulaklarınızın Pasını Silen Müzisyen: Renato Carosone
Renato Carosone
1946 yılı 2. Dünya Savaşı'ndan sonra doğup büyüdüğü İtalya'ya geri döndü. Yurt dışında birçok başarısı olmasına rağmen İtalya'da henüz tanınmıyordu. Kariyerine küçük dansçı gruplarla baştan başlayan Renato Carosone, 10 yıl İtalya'da bulunmadığından sürpriz bir şekilde yeni müzik ritimleri ve stilleriyle karşılaştı. 1949 senesinde ise bir kulübün açılış gecesi için izin istedi. Bazı seçmeler sonucu üçlü Carosone ortaya çıktı. Bu üçlü, Hollandalı gitarist Peter van Houten, İtalyan davulcu Gegè Di Giacomo ve son olarak tabiki de Renato Carosone. Daha sonra bu üçlüye dördüncü olarak bass, gitar ve keman çalabilen Macar Elek Bacsik dahil oldu. Daha sonra, van Houten ve Bacsik kariyerlerine tek başına devam etmek için bu gruptan ayrıldı. Gegè Di Giacomo ve Renato Carosone tek kaldıktan sonra yeniden grup oluşturmak için diğer müzisyenlerle iletişime geçtiler.
1950 senesinde Renato Carosone ve orkestrası hem İtalya'da hem de diğer ülkelerde büyük rağbet gördü. Böylece hem ilgi hem de kayıt satışları arttı. Özel bir tur için İspanyolca olarak bestelediği Torero, tam 14 hafta boyunca en popüler müzik olarak listenin başında kaldı. Torero tam 12 farklı dile çevrildi ve 30 yakın sayıda coverlandı.
5 Ocak 1957 tarihinde Renato Carosone ve grubu Küba'da yapılan başarılı bir konserden sonra Amerikan turu başlattı. Turunun son durağı ise New York'un Carnegie Hall mekanı oldu. Böylece bu kapsamlı tur burada son bulmuş oldu. Renato Carosone bu turdan 3 yıl sonra ise müziği bıraktığını açıkladı. Bu kararını açıklarken söylediği sözler ise tam bir skandal yaşattı. Müziği bıraktıktan 15 sene sonra 9 ağustos günü yayınlanan bir konser ile müziğe geri dönüş yaptı. 1990'lı yılların sonlarına kadar canlı konserler, müzik festivalleri, TV programlarıyla müzik hayatını devam ettirdi. Son olarak 20 Mayıs 2001 tarihinde İtalya'nın Roma şehrinde öldü.


Birçok başarıya imza atmış olan Renato Carosone hayatı boyunca 63 müzik yayınlamıştır. Bu müziklerin en başında Tu vuo' fa' l'americano, Maruzella, Torero, O Sarracino gelmektedir. Hatta Tu vuo' fa' l'americano şarkısında Amerika ve insanlarının nasıl olduğu hakkında bilgi sahibi olmanız mümkün.


Tu vuo' fa' l'americano ( We no speak americano)


Belki de Renato Carosone'nin en bilindik müziği. Birçok coverı, remixi yapılmış bir müzik olan Tu vuo' fa' l'americano'nun bir de değişik versiyonunu paylaşayım.


Piccolissima Serenata



Müzik Dünyası'nda önemli bir isim olan Renato Carosone'yi sizlere elimden geldiğince tanıtmaya çalıştım ve 2 adet müziğini de paylaştım. Umarım faydalı olabilmişimdir. Değişik ve eski bir tür müzik olduğundan birçoğunuz beğenmeyebilirsiniz. Fakat yine de fikirlerinizi, görüşlerinizi yorum bölümünde belirtebilirsiniz.

29 Haziran 2016 Çarşamba

Mim #5 Hayal Gücü Yüksek Sorular

Mim #5 Hayal Gücü Yüksek Sorular

1 haftadır yazmadığım bu mimi şimdi yazmak nasip oldu. Sağ olsun +Selim Ekşi beni mimlemiş ve ben gecikmeli de olsa soruları yanıtlamaya çalışacağım. Çünkü önceden mimlendiğim bir yazı daha vardı ve kendisine ayrı olarak buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Bu arada saçma bir başlık oldu biliyorum, idare edin işte. Geçelim mi sorulara?

1. Elinizde sihirli bir değneğiniz olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?

Şu anki bilgilerimizle zamanı Osmanlı İmparatorluğu dönemine getirirdim. Böylece daha önce yapılan hatalar tekrarlanmamış olacaktı ve günümüze kadar tek büyük devlet olarak kalabilirdi.

2. Mesleğinizi değiştirseydiniz hangi meslek dalını seçerdiniz veya ne olmak isterdiniz?

Astronot olmak isterdim. Küçükken, neyin ne olduğunu bilmediğim zamanlarda da (sanki kolaymış gibi) kesin bir şekilde astronot olacağımı söylüyordum. Çünkü uzay boşluğundan Dünya'yı, yıldızları ve diğer her şeyi seyretmek güzel bir şey olsa gerek.

3. Bir gün boyunca aç kaldınız (Ramazan da olduğu gibi) ilk ne yemek isterdiniz?

Tabiki de pilav ve yanında kavurma yerdim. İkisinin verdiği lezzet muazzam bir şey. (Bu mimi yapan ilk kişiye bir hatırlatma da bulunmak istiyorum. Parantez içerisinde "Ramazan da olduğu gibi" yazmışsınız fakat Ramazan, kendimizi aç bırakmak değil tam aksine aç olan kişileri hatırlamak, anlamaktır.)

4. Bir dalga olsaydınız nereye vururdunuz?

Dalganın sesinden hoşlanan kişiye zarar vermeyecek şekilde hemen yanı başına süzülürdüm.

5. Issız bir adada yanınıza alacağınız 3 kişi?

Bu soru da çok klasik oldu be. Annem, babam ve kardeşlerimden birisi olurdu herhalde.

6. En çok görmek istediğiniz şehir veya ülke?

Sherlock dizisinin çekildiği İngiltere de bulunan Baker Street 221B, görmek istediğim yer olurdu sanırım. Şu anda da Sherlock Holmes Müzesi diye adlandırılan bu binanın bir de konumunu atayım, isterseniz bir bakın. Google Haritalar da arama yerine "51.523770, -0.158479" yazarsanız doğrudan gidebilirsiniz.

Mim #5 Hayal Gücü Yüksek Sorular
Sherlock Holmes Müzesi

7. Asla giymem dediğiniz renk hangisidir?

Şüphesiz pembe.

8. Bayramda ne yapacaksınız?

Büyük bir ihtimalle memleketime (Kastamonu'ya) gidecek ve akrabalarımı ziyaret edeceğim. Geriye kalan yapacaklarım ise zaman ve mekana bağlı olarak değişecektir.

9. Ölmeden önce yapılacaklar listesine ekleyeceğiniz 3 şey?
  • Vatana , millete, her şeye hayırlı bir birey olmak.
  • Kendi evim olduğu zaman isteğim doğrultusunda dizayn etmek.
  • Burası için aklıma bir şey gelmedi, belki daha sonra düzenlerim.
10. Bir uçurumun kenarındasınız tam atlayacaksınız O an aklınıza bir şey geldi o gelen şey nedir?

"Anahtarı evde unuttum 😄" değil tabiki de. O an aklıma gelen şey "Lanet olsun, burası çok yüksekmiş. Hem neden buradan atlayayım ki?" olurdu.

11. Yerde 50 TL bulsanız ne yaparsınız?

Yoluma devam ederim, başka ne yapacağım ki? 

Son Sözler

Bir mim yazımın daha sonuna geldim.  Bir önceki mim yazılarıma bu kısmın en üstünden erişebilirsiniz. Bana göre eğlenceli bir mim idi. Umarım sizler de beğenmişsinizdir. Fikirleriniz benim için önemlidir. Son olarak buradan +Serhat Ocak ve +Sema Gürpınar'ı mimliyorum.

25 Haziran 2016 Cumartesi

Mim #4: Öp, Evlen, Uçurumdan At!

Mim #4: Öp, Evlen, Uçurumdan At!

Bu defa çok farklı bir mim etkinliği ile karşısınızdayım. Sürpriz bir şekilde +Edep Ya Hu tarafından mimlendim ve ben de yanıt verme zorunluluğu hissederek, bu satırları yazıyorum. Ayrıca kendisine beni mimlediği için buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Gerek yabancı bloglarda gerekse Türk bloglarda bayağı bir yaygınmış bu etkinlik fakat ben ilk defa görüyorum :) Giriş kısmını fazla uzatmadan mim için yapılması gerekenlere geçelim. Şunu da belirtmek isterim  ki çoğu kişi üşengeçlik yaparak ekran görüntüsü görselini paylaşmışlar, ben bu sefer üşengeçlik yapmayacağım.

Yapılması Gerekenler

  • Kitaplarda bulunan karakterleri yapacağınız tur kadar (her tur için 3 adet olmak kaydıyla) bir kağıda ayrı ayrı yazın. Örneğin 3 tur yapmak istiyorsanız, 9 adet kağıda 9 tane karakter yazmalısınız.
  • Daha sonra kağıtları katlayın ve herhangi bir şeyin içine koyun.
  • Her tur için 3 adet kağıt seçip açın ve aralarından hangisini öpeceğinize, evleneceğinize ve uçurumdan atacağınıza karar verip yazınız.
Normalde benim karşılaştığım mim etkinlikleri genellikle soru-cevap şeklinde olurdu, bu biraz garip olmuş. Aslında çekiliş, kura gibi şeylerde şanssız biriyimdir, inşallah düzgün karakterler çıkar. Aslında karakterleri kitaptan seçip yazın denilmiş fakat benim kitaplarla pek aram olmadığından karakterleri yarısı kitap yarısı da yabancı dizilerden olmak üzere 9 kişi yazdım. Sanki biraz aykırı bir iş yapıyorum dizilerden karakterler yazdığım için.

1. Tur

Öp: Irene Adler (Sherlock Holmes adlı hem diziden hem de kitaptan) Kendisi Sherlock Holmes filminde oynayan Rachel McAdams sevdiğim, tatlı bir bayandır. Olur tabi neden olmasın?

Evlen: Van Pelt (The Mentalist adlı diziden) Bu da sevdiğim bir karakterdir. Bir de saçları kızıl renkte olunca neden evlenilmesin?

Uçurumdan At: Sherlock Holmes (Sherlock Holmes adlı hem diziden hem de kitaptan) Sen bu dünyaya fazlasın Sherlock. Bu bilgi fazlalığından dolayı uçurumdan atılmayı hak ediyorsun.

2. Tur

Öp: Jake Epping (11.22.63 adlı hem dizi hem de kitaptan) Yanlış anlamayın, elinden öpeceğim. Harika bir oyunculuk sergilediği için. (hay şansımın)

Evlen: Bihter (Aşkı Memnu adlı hem dizi hem de kitaptan) Bayan olarak tek bu vardı mecburiyetten yani. Ne kitabını okudum ne de dizisini izledim bu sebeple hakkında bilgi sahibi değilim.

Uçurumdan At: Vayne Rigsby (The Mentalist adlı diziden) Kızıl Van Pelt'e sen çok çektirmiştin, hakediyorsun.

3. Tur

Öp: Teresa Lisbon (The Mentalist adlı diziden) Jane enişteye de ayıp olacak ama neyse :)

Evlen: Sadie Dunhill (11.22.63 adlı hem dizi hem de kitaptan) Sadie ile kim evlenmezki, dizide Jake ile çok uyumluydular ama ben kaptım :)

Uçurumdan At: John Watson (Sherlock Holmes adlı hem diziden hem de kitaptan) Sana da yazık oldu be Sherlock'un sadık arkadaşı. Ama ne yapalım kaderin bu satırda olmakmış.

Son Sözler

Evet böylece kuraları çektim ve kimleri seçtiğimi yazdım. Üst üste 3 tane bay karakter gelse ne yapardım acaba? Neyseki çıkmadı sadece 2. Tur biraz şey oldu ama olsun. Ayrıca bu yazıyı okuyan herkesi mimliyorum bakalım daha başka ne sonuçlar, yorumlar çıkacak. Ayrıca bahsettiğim film ve diziler hakkında blogum üzerinden bilgi sahibi olabilirsiniz. Daha önceki yazdığım mimlere ise en üstte bulunan linklerden erişebilirsiniz. Hoşça kalın!

8 Haziran 2016 Çarşamba

Blogumun Temasını Yeniden Değiştirdim #2

Blogumun Temasını Yeniden Değiştirdim #2

Uzun zamandır değiştirmeyi düşündüğüm temayı nihayet bu gün değiştirdim. "Neden değiştirdin?" diye soracak olursanız, kendimce eksiklikleri olduğunu söyleyebilirim. Zaten temayı da değiştirmeyeli bayağı olmuştu. Eksik olarak düşündüğüm şeyleri ise şöyle sıralayayım:
  • Main menüde submenu desteği yoktu böylece kategorileri kısıtlı bir şekilde görüntülüyordum.
  • Mobil görünümde kategorilerin tamamı gözükmüyordu.
  • Benzer yazılar eklentisi mobil görünümde çalışmıyordu. Onun yerine rastgele yazılar gözüküyordu.
  • Footer alanı kullanım dışıydı. Yalnızca credits kısmı vardı. Böylece herhangi bir widget ekleyemiyordum.
  • Mobil görünümde ekranı yakınlaştırma özelliği yoktu.
Bunlar dışında bir iki tane daha eksiklik var ama gereksiz olarak düşündüğümden yazmayacağım. Daha önceki kullandığım temayı görmeyenler buradaki blogdan görebilirler. Tabiki aynı görüntüyü kullanmıyordum. Ufak tefek renk değişiklikleri vs. ile ayrı bir havası vardı. Her neyse şu an kullandığım temadan biraz bahsedeyim.

İlk olarak buradan orjinal görünümüne bakabilirsiniz. Kullandığım temanın adı Simplify. Ücretsiz bir şekilde indirdikten sonra, ufak düzenlemeler ile şu anki görünümüne kavuşturdum (renk değişikliği, renkli etiketler, scrollbar, istatistikler widget'ı, yazı tipi vs). Temayı da Amelia Putri adlı bayan bir blog yazarı tasarlamış. Ne kadar görmeyecek olsa da kendisine buradan teşekkürlerimi sunuyorum, benim gözüme hitap eden bir tema tasarladığı için.

Bu sayede tüm eksiklikleri giderip, (bence) eskisine göre daha iyi görüntüye kavuşturdum. Elbette düzeltmediğim yerler olabilir, en fazla bir hafta içerisinde eksiksiz bir şekilde görüntüleyebilirsiniz. Çünkü bayağı bir uğraş gerektiren bir iş. Yazıyı çok da fazla uzatmadan son olarak sizlerin ne düşündüğünüzü sormak istiyorum, Olumlu-olumsuz görüşlerinizi yorumlayabilirsiniz.

5 Haziran 2016 Pazar

Kelebek Gibi Uçup Arı Gibi Sokan Boksör: Muhammad Ali


O bir sıradan boksör değildi. Boksör olmasının yanı sıra, sözleri ve davranışlarıyla her zaman örnek bir kişiliktir. 1970'li yıllarda ailelerin gündüz 05.00'da misafirliklere gitmesine neden olmuştur. Çünkü televizyon yaygın olmadığından Muhammad Ali'yi izlemek isteyenler misafirliklere gider ve böylece amacına ulaşırlardı. İşte bu örnek kişilik olan Muhammad Ali'yi gelin biraz yakından tanıyalım.

Hayatı


Muhammad Ali, 17 Ocak 1942'de Kentucky Louisville'de doğmuştur. Kökeni Afro-Amerikan olan Muhammad Ali'nin Müslüman olmadan önceki ismi Cassius Marcellus Clay Jr.'dir. Gelmiş geçmiş en iyi boksör olarak bilinen Muhammad Ali, 61 kez ringe çıkmış ve sadece 5 kez mağlup olmuştur.

Boks ile çok küçük yaşta tanışan Muhammad Ali, henüz 18 yaşındayken katıldığı Roma Olimpiyatları'nda altın madalya kazanmıştır. 22 yaşında S. Liston'u mağlup ederek Dünya Şampiyonu olduktan sonra İslam dinine geçtiğini herkese bildirmiştir. Ardından 3 yıl boksa ara veren Muhammad Ali, Vietnam Savaşı'na katılmadığı gerekçesiyle 5 yıl hapis ve para cezasına çarptırılmıştır. Savaşa katılmama sebebini ise şöyle dile getirmiştir; 

Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.

Daha sonraları maddi sıkıntılar çekmiş, zor da olsa geçimini sağlamıştır. Yeniden boksa dönüş yaptıktan bir yıl sonra 'Asrın Maçı' diye adladırılan boks maçıyla beraber ilk mağlubiyetini almıştır. Daha sonraki bir boks maçında ise çenesi kırılmış ve onu tanıyan çoğu kişi boks hayatının bittiğini düşünmüştü. Azim, çaba ve sabır ile iyileştikten sonra rakiplerini bir bir yenen Muhammad Ali, kendinin Dünya'nın en iyisi olduğunu kanıtlamıştır. 1978 yılında ise profesyonel boks kariyerini noktalamış ve altı sene sonra Parkinson hastalığına yakalanmıştır.

Kariyeri boyuna 61 maç yapmış ve bunlardan 37'si nakavt olmak üzere 56'sını kazanmış, yalnızca 5 kere mağlup olmuştur. Parkinson hastaığı sebebi ile senelerdir verdiği hayat mücadelesi geçtiğimiz gün son bulan Muhammad Ali şüphesiz geçmişte adından söz ettirmiş ve gelecekte de söz ettirmeye devam edecektir.

Muhammad Ali'nin hayatının kronolojisi

Bazı Örnek Davranşları


1960 senesinde Roma Olimpiyatları'ndan altın madalya kazanan Muhammad Ali dönüşünden iki gün sonra bir lokantada yalnızca beyazlara servis yapıldığını öğrenince, madalyasını Ohio Nehri'ne atmıştır.

Muhammad Ali'ye Hollywood'da bulunan "Walk of Fame" yoluna isminin yazılı olduğu yıldızın konulması için teklif gelir. Fakat kendisi "Ben Peygamber'in ismini taşıyorum, hiçbir şekilde insanların bu ismin üzerinde gezinmelerine müsade edemem." diyerek teklifi reddeder. Bunun üzerine isminin yazılı olduğu yıldız duvara asılır. Muhammad Ali'nin şöhret yıldızı, duvarda asılı olan tek yıldızdır.

İşte duvardaki tek şöhret yıldızı...
1981'de intihara kalkışan Vietnamlı bir genci atlamaması için ikna etmeye çalışan çevre sakinleri, gencin ne istediğini sorar ve gencin Muhammad Ali'yi istemesi sonucu herkesi şaşırtarak genci ikna etmeye giden Muhammad Ali bu davranışıyla da örnek bir kişi olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bunun sonucunda ise şu sözü söylemiştir;

Bir hayat kurtarmak Dünya'nın bütün şampiyonluklarından daha değerlidir.

1990'larda Irak'da binlerce kişiyi rehin alan Saddam ile konuşmak için Bağdat'a gitmiş ve böylece 15 rehineyi kurtararak ülkesine geri getirmiştir. Bunun sonucunda ise Bağdat'a politikacı olarak değil Müslüman olarak gittiğini söylemiştir.

Bazı Sözleri


İki siyahi adamın dövüşünü birçok beyaz adamın izlemesine boks denir.
Rüyalarınızı gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.
Büyük bir şampiyon olmak için en iyi olduğuna inanmalısın. Öyle olmasan bile, öyle gibi davranmalısın.
İnsanlar bugünlerde çok yavaş konuştuğumu söylüyor. Bu sürpriz değil. Hesapladım, tam 29.000 yumruk darbesi aldım, fakat bunun karşılığında 57 milyon dolar kazandım. Ve bunun yarısını biriktirdim. Yani ben birkaç sert darbe aldım. Karşılığında para kazanmadan silah ve bıçakla her yıl kaç siyahi insan öldürülüyor farkında mısınız? Yavaş konuşabilirim, ama aklım yerinde.
Aklım kesiyorsa ve yüreğim inaıyorsa, başarabilirim. 
Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım. 
Çalışmanın her saniyesinden nefret ediyordum ama kendime hep "Dayan!" diyordum. Bugün çalışacağım ve ömrümün sonuna kadar bir şampiyon olarak yaşayacağım. 
(Dünya Ticaret Merkezi'ne saldırının ardından)
CNN muhabiri: Sn. Muhammed Ali, bu dehşetin meydana gelmesine sebep olan teröristlerle aynı dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz?
Muhammed Ali: Siz Hitler ile aynı dini paylaşan bir mensup olarak neler hissediyorsanız aynısını.
Bir hayatımız var, yakında geçmişte kalacak; yalnızca Allah için yaptıklarımız sonsuza dek kalacak.
Allah'tan zenginlik istedim, bana islamı verdi.
Keşke insanlar herkesi, beni sevdikleri gibi sevselerdi. Dünya çok daha güzel bir yer olurdu. 

Görseller


Muhammad Ali'nin boks eldivenleri

Muhammad Ali rakibiyle dalga geçerken

Muhammad Ali'nin maç sonucu sevinci

Joe Frazier'ın yumruğu sonrası Muhammad Ali

Muhammad Ali maç sonucu röportaj yaparken

Muhammad Ali bayan hayranlarına imza dağıtırken

Muhammad Ali muhabirin saçını incelerken

Muhammad Ali'nin su altında antremanı

Son Sözler


Her şeyi ile örnek olan bu güzel insanın hayatını sizler için derledim. Umarım faydalı olabilmişimdir. Sizler de eklemek istediklerinizi ekleyebilir, eksik bulduğunuz ya da düzeltmek istediğiniz yerleri söyleyebilirsiniz. Dilerseniz Muhammad Ali'nin hayatını içeren 2001 yılında piyasaya çıkmış "Ali" adlı filmi seyredebilirsiniz. Bir sonraki yazılarımda görüşmek dileğiyle. Son olarak sizler için Muhammad Ali'nin bir boks maçını paylaşıyorum.

Bu boks maçında Muhammad Ali ısrarla Müslüman olmadan önceki ismiyle hitap eden Ernie Terell'i mağlup ederken "What's my name" diye bağırmıştır.